Bu Gidişât Nereye? PDF Yazdır e-Posta
EKREM EROĞLU tarafından yazıldı   
Cuma, 24 Kasım 2017 10:48

Bu Gidişât Nereye?

Dünya üzerinde yaşayan her toplumun kendine has olan harsı ve kültürleri vardır. Bu kendine özgü özellikleri dolayısıyla günümüze kadar yaşantılarını ona göre sürdürmüş ve sürdürmeye de devam etmektedirler.  

Bir toplumdaki değer yargıları diğerlerinden farklıdır. Bizlere göre yanlış olan herhangi bir olgu başkalarına göre doğru algılanabilmektedir. Hemen hemen her hususta bizim toplumun yaşamındaki inanç, ahlak, örf ve gelenekler, diğer toplumlara göre çok çok farklılıklar göstermektedir. Onun için de uyum, anlayış, insana değer verme, yardımlaşma ve hoş görülü olarak bu günlere kadar yaşaya gelmiş- lerdir.

 

Ne zaman ki Osmanlı yüzünü batıya yöneltmişse, işte o günden itibaren hemen her şeyde bir değişim veya başkalaşım, başkalarına benzemek, onlara özenmek ve taklit etmek gibi davranışlar halk arasında yaygınlaşmış ve günden güne de hızını kesmeden devam etmiş ve de etmektedir de.

Toplumumuz tarafından batının ilmi, sanayi, teknoloji, ticari ve askeri alanlardaki gelişmeleri/ ilerlemeleri taklit ve tatbik etmeleri şöyle dursun bunlardan bahsedilmemiş bile… Batının ne kadar malayani, zaman öldürücü boş şeyleri, işe yaramayan nesi varsa, ahlak ve din alanındaki saçma sapan  görüş ve düşünceleri, moda, müzik, spor ve eğlence vs. gibi lüzumsuz neler düşünebiliyorsanız bilu- mum Avrupanın değer yargıları, kanunları alınarak, güya Avrupalı/ modern/ medeni/çağdaş bir toplum oluşturmak gerekçesiyle avrupanın izi takip edilmiş ve habire de adım adım takip edilmektedir…

Toplumun temel taşı ailedir. Aile parçalanırsa millet parçalanır düşüncesini iyi kavrayan batılılar, bizim aile yapısını çökertmek için uzun zamandan beri çok çaba sarfediyorlardı. Bu yolda epeyde yol almışa benziyorlar. Çün ki, aile yapımızdan çatırdıyan sesler habire yükselmektedir. Aile içi kavgalar, eşler arası geçimsizlikler, akraba ve hısımlar arası husumetler, öksüz/yetim kalan çocuklar. Bunlar hepimizin gözleri önünde cereyan etmektedir. Sonuçlar ise çok vahim!. Ölümler, intiharlar, boşanmalar, bitmeyen şiddet, mahkemeyle evden uzaklaştırmalar gibi olumsuzluklar sıradanlaşır oldu adeta…

Öksüz/yetim kalan çocuklar sokakların bali ve tinercisi, uyuşturucu bağımlısı, mahalle ve sokakların gasp ve soyguncuları, terör örgütlerinin maşaları, emek ve merhamet sömürücüleri olmuş durum dadırlar. Her gün haberlerde bu acıklı ve şiddet görüntülerini seyretmekten millet gına geldi. İnsanların ruh yapılarının bozulmaları bir yana, geleceğin korkunç sarmalı içerisinde acıyla da kıvranmakta- dırlar... Neredeyse haberlere bakamaz hale gelindi, her ekranda bunları görmek moralleri alt üst etmektedir…

TÜİEK(Türkiye İstatistik Enstitüsü Kurumu) nun rapor verilerine göre, son on yılda on milyon çift evlenmiş, buna mukabil bir milyon  çiftin de boşanmış olduğu bilgisini  istatistiki olarak açıklamış bulunmaktadır. Bu sayılar çok korkunç bir gerçeği gözler önüne sererek yetkili kurumları ve toplumu haberdar etmektedir. Sadece 2016 yılı boşanma sayısı 126 bin 164 dür. Bu sayılar toplumun huzur ve moralini dumura uğratmaktadır. Aileler perişan, fertler karamsar, çocuklarsa psikolojik travmalar içinde bir kurtarıcı bekliyorlar. Ama heyhat, bakan çoook, çözüm ise yok…

Oysa ailenin korunup kollanacağı anayasanın 41.maddesi (Aile Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır. Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar.) diyerek aileye, kişilere ve topluma böyle bir güvence vermiştir. Devlet bu güvenceyi vermesine ve ailenin korunması sorumluluğunu kanuni olarak üstlenmesine rağmen, oralı bile olmaması halkı derinden üzmekte ve karamsarlığa doğru sürük- lemektedir. Haydi elinden bir şey gelmeyen halk seyrediyor ya, sorumlular neyi seyrediyorlar. Anlamak mümkün değil!..

Bu ülkenin aile ve aileden sorumlu bir bakanına seslenerek bu durumu hatırlatmış olarak biz görevimizi yaptığımıza inanıyoruz. Onların da yapacakları bir şeylerin olduğunu ve bu işleri halletmekle görevlendirildiğini de tekrar hatırlatıyoruz.

Toplumların kalkınmışlıkları yapılarla değil; eğitim, üretim, mutlu/huzurlu ve sağlam bir aile yapısıyla olmaktadır. Aile sağlam olursa millet sağlam olur. Millet sağlam olursa devlet sağlam olur. Devlet sağlam olursa dirayet ve iktidar sağlam olur. Bu da sağlam olursa, her şeye hükümran olunur…

Sağlam kafa, sağlam vücutta bulunur sözünde olduğu gibi… 

    Ama halkımız gidişatın, hiçte öyle  iyiye doğru gitmediğini görmekte ve de söylemektedir çaresizce!…                                    
 

Sadece üyeler yorum yazabilir. Yorum yazabilmek için giriş yapın ya da kayıt olun.

Template Design ah-68 | Copyright © 2014 by selamli.com | Yönetici