Misafire Zulüm PDF Yazdır e-Posta
EKREM EROĞLU tarafından yazıldı   
Cuma, 15 Şubat 2019 09:11

                                              Misafire  Zulüm

Herkes tâ küçüklüğünden ilkokuldan beri bilirki biz Türkler misafire düşkün ve saygılı bir milletiz. Bunu böyle öğrenir, öyle bilir, ve dahi bilindiği şekilde de uygularız. Kişisel, ailesel ve devlet bazında da bu adetlerimiz bizim kültür mirasımızdır. Bazı şeylerde taviz versek te, bu hasletimizden asla taviz vermemiz bir tarafa, düşünmeyiz bile.

Atalarımız bunları böyle söyleyip uygularken, kitaplarımız  yazar, ecnebiler hemen her yerlerde öve öve dilden dile  anlatırlar.  Bu davranışımızı bir gösteriş ve övgü olsun diye asla yapmayız hiç birimiz. İnsanlığımızın ve İslamlığımızın bir gereğidir. Bu özelliğimiz belki de, tâ ruhlar yaratıldığı zamanda genlerimize kazınan bir ayrıcalığımızdır. Bu sadece dostlara değil herkese ve düşmanımıza dahi öyle yapılan güzel bir geleneğimizdir.

Misafire evimizin en güzel yerini, en sevilen yemeğini, en değerli el işi, göz nuruyla işlenen yataklarını, izzet ve ikramı üst sınırda, güzel bir davranış sergileyerek sevgi ve saygıyla sunarız hepimiz. Bunu, dost ve düşman gözetilmeden yapar insanımız.

Düşmanımız, can güvenliğinin kalmadığını hissettiği anlarında bile, hemen atar kendini komşu gördüğü her hangi bir yerlere… Böylece kendini güvence altına almış ve misafir sıfatıyla da bambaşka bir ortamı yaşarlar.

Suriye ve Irak başta olmak üzere komşulardan ve dünyanın dört bir yanından göçmen olarak pek çok misafirlerimiz bulunmaktadır şu günlerde. Kimileri mülteci olmuş, kimileri iltica etmiş, kimileri muhacir ve kimileri de geçici olarak yurdumuzda ikamet etmektedirler. Devlet elinden geldiği kadarıyla bunları mutlu etmeye çalışıyor ve daha iyi bir ortam için de mütemadiyen uğraşıyor.

Devlet, bunların aşından, işinden, barınağından, eğitiminden sağlığından ve güvenliğinden sorumludur haliyle… Bu güvenceyi vermese kimsecikler yurdumuza gelmez tabiki… Devletin yurdu- muzda bulunan mültecilere en üst düzeyde olmak üzere hemen her konuda hizmet ederek misafirlerini ağırlamakta olduğunu görüyoruz. Bu tutumu dünya mülteciler komitesi ve Birleşmiş milletlerin Türkiye ’yi ilk sırada göstermesi bunun en güzel bir örneğidir.

Bu özelliğimizin son zamanlarda biraz dumura uğradığını görmekteyiz. Özellikle de devlet bazında. Devletimiz yaklaşık dört milyon mülteci ve binlerce muhaciri barındırmasına karşın, bazı kişi ve ailelere karşı bu davranışı misafire karşı olamayacak, insanlığa da yakışmayacak bir tutum ve davranışlar sergilemiş olması çok yadırganır cinsten olarak hafızalara kazınması ibretliktir…

Geçen yıllarda değişik sayılarda olan 21 Uygur Türkü’nü Çine, önceki hafta da Müslüman kardeşler ihvan üyesi mühendis Muhammed Abdulhafiz Hüsseini Mısıra, Çeçen komutan İslam Canibekov’un eşiyle altı çocuğunu Rusya’ya ve daha önceki yıllarda olmak üzere üç-beş tane Çeçen komutanları Rus’lara idam edilmek üzere geri göndermesi insan, İslam ve misafirlik hukukuna hiç yakışmamış ve insanlık suçu olan bu davranışlarıyla da halkımızı oldukça derinden yaralamıştır.

Türkiye’nin bu gibi davranışları, insanlığın ve insanımızın maşeri vicdanlarında silinmez bir yarası olarak kalacaktır. Bu masum ve mazlum insanların akibetleri biline biline ölüme gönderilmesi ise; bambaşka bir garabettir. Misafir, iltica, mülteci ve muhacir gibi hangi sıfatları taşırsa taşısın, mazlum hiçbir insana bu hukuksuzluk yapılmamalıydı. Uluslararası camiada nasıl bir notun alındığı ve sonuçlarının nasıl olacağı ileriki zamanlarda önümüze çıkacaktır.

Oysaki Türkiye, tüm dünyalara “dünyadaki mazlumların sesi olacağız, nerde bir mazlum varsa onun yanındayız” nidalarıyla hamasi nutuklar atıyor ve çevresine güven dağıtıyordu. Buna rağmen  Türki’yenin, kendine sığınan mazlum insanları bilerek ölüme göndermesi ise; anlaşılamıyor ve balonlar kısa zamanda fosalıyordu… Verilen sözler ya tutulmalı, veya verilmemeli, ya da gerekçeler halka anlaşır bir şekilde açıklanmalıdır…Nitekim Peygamberimizin (a.v.):

“Mazlumun bedduasını almaktan kork. Zira Allah’la(c.c) bu dua arasında perde yoktur.” demesi ne manidardır…  

Şu unutulmasın ki; “mazlumun ahı, indirir şahı” sözleri boşa söylenmediği gibi, onu duyanın Allah(c.c) olduğu da unutulmamalıdır.     

      

 

Sadece üyeler yorum yazabilir. Yorum yazabilmek için giriş yapın ya da kayıt olun.

KULLANICI GİRİŞİ



KİMLER ÇEVRİMİÇİ

Şu anda 41 konuk çevrimiçi

İSTATİSTİKLER

Üyeler : 295
İçerik : 334
Web Bağlantıları : 6
İçerik Tıklama Görünümü : 502724
Template Design ah-68 | Copyright © 2019 by selamli.com | Yönetici