KÖYÜMÜZDE YERLEŞİM VE KABİLELER PDF Yazdır e-Posta
EKREM EROĞLU tarafından yazıldı   
Cumartesi, 14 Mart 2015 10:18

KÖYÜMÜZDE YERLEŞİM VE KABİLELER

Şu an köyümüzün  bulunduğu  yerin  kıble  tarafındaki  dereye bilindiği gibi Uzunark denir. Buranın kuzey yamacındaki Omarağaların  evinin  aşağısındaki dulda  olan  buruna  köyün  en eski  yerlisi  olarak  bilinen  kimselerce  veya  kabilesince  ilk yerleşim burada olduğudur. Köyümüzün yaşlılarına ait şifahi bilgiler  bizlere hep böyle aktarılır. Zaten oralarda çıkan çanak, çömlek ve tuğla parçaları da bu görüşleri doğrular niteliktedir.Böylece  sırtını  kuzey  yamaca  vererek, kuzeyin  sert  rüzgarlarından ve eşkiyaların- dan korunarak  buralarda yerleşmeyi devamlı  kalmayı   başarabil- mişlerdir. İlk yerleşenlerin   tarihi, kaç  kişiden  oluştuğu, gerçek kim  liği  ile ilgili  kesin bir bilgi yoktur. Eski  köyün  mezarlığı belli belir siz bile  olsa Çirçir mevkisinin köyümüze bakan yamacın kuzey tarafındadır.

Sözlü rivayetlere göre; köyümüzün bilinebilen en eski yerli kabilesi Tuluklar’dır. (Biraz şişman ve kısa boylu oldukları için, halk  arasında  bu lakap ile anılmışlardır). Sadece söylentiye göre, birkaç  haneden  oluşan,  ismi  bile  olmayan bu  çok  çok  küçük  yerleşim  yerine,  tarihi  kesin olarak bilinemiyen  bir  zamanda  iki  haneden  oluşan  Murat oğulları (Murat kelimesi Osmanlılar’ın o dönemlerin- de o yerleşim yerinde önceden yaşamış, veya yaşayanlar için kulla- nılan bir tanımlamadır) gelip yerleşirler.

1696 yılındaki mecburi iskândan sonra Salih oğulları, Mamalı/Selamlı oymağından ayrılıp çok küçük (dört-beş çadırdan oluştuğu sanılan)  bu  topluluk, anlaşma  sonunda Kengiri  tarafından gelererek şimdiki köyümüzün, yerli halkın yaşamakta olduğu bu küçük yere yerleşirler. Şurada bir belirsizlik vardır o da; kökleri aynı boya dayanan Demirciler kolu mu yoksa Salih oğulları diye bilinen Selamlı oymağının Salih oğulları kolunun mu daha önce geldiğidir. Kim bilir belkide aynı dönemde gelmiş de olabilirler. Zaten bu yerleşmelerde sırasıyla hangi kabilenin yerleştiğine dair kesin bir tarihi bilgi de yoktur.

1696’daki fermanla mecburi iskana tabi tutulan aşiretlerin çoğu veya tamamı  sebebi çok çeşitli nedenlere dayanan bölünmeler halinde yerleşmişlerdir. Bozok’un geniş toprakları üzerine dağılmış olan Mamalı/Selamlı oymağının kolları olan Salih oğulları da şu anki köyümüze Kengiri tarafından gelip önceki yerli halkla birlikte oturmaya başlarlar. Önceki yerli kabilelerle bir araya gelince  bir köy  oluştururlar. Köyün  bağlı bulunduğu ”Mamalı/ Selamlı” aşiretinden dolayı adına “Selamlı” ismini  verirler. Zaten o devirlerde  tüm Ana- dolu Türkmenleri  yerleşim  yerlerine  aşiretlerinin, oymaklarının, beylerinin ya da orada  bulunan  türbenin, yahut da o yerde bulunan önem verdikleri bir şeyin ismini  vermesi  adetleri gereğidir. İşte bu  gelenekten dolayı köyümüzün adına, kendi aşiretlerinin adını vermeyi uygun görürler. Bir süre sonra da köyümüzün en son göçmenleri olarak Lazlar gelip yerleşirler. Lazlar’ın gelip yerleş- mesine dair tarihi hiçbir bilgiye rastlanamamıştır. Lazlarla ilgili bu bilgiler sadece söylentiye dayandırılmaktadır.

Böylece Kasım 1696 yılı fermanıyla kurulan köyümüz, önceki haline göre kalabalık nüfusa sahip, bir karye (köy) olarak, Bozulus toprakları üzerinde,Tokat Voyvodalığı (beyler beyi) idaresine. Sonraları Kengiri Sancağı, Kalacık Kazası, Konur Nahiyesine, bir süre sonraları da Ankara Livası, Denek  Maden’ ine, daha sonrada Ankara Livası Kalacık Kazası Konur  nahiyesi idaresine verilir.

O tarihlerde köyümüzü oluşturan insanlar onbeş haneden ibaretir. Sadece hane reisleri yazılmak kaydıyla  691 sayılı “Selamlı Karyesi, Temet-tuat-ı Mübeyyin Defterleri’nin” verdiği bilgiye göre; bu hane reislerinin sahip oldukları arazileri, bağ-bahçeleri, davarı-malı, vergi ve diğer bilgileri mevcuttur.

 Ankara’da bulunan Başbakanlık Arşivleri Genel Müdür- lüğü’nden aldığım 691 sayılı sadece köyümüzle ilgili kayıtlı bu belgenin, İstanbul’daki Osmanlı Arşivlerinde, arşiv dosya numarası 691 olan, üzerinde “Selamlı aşireti/Selamlı karyesi/ Temettuat-ı Mübeyyin defterleri” yazan belgede sadece hane reisleri yer almak- tadır ve isimleri de şunlardır:

            Salih oğlu Osman.

            Salih oğlu İbrahim.

Salih oğlu Hüseyin efendi.

Sadık oğlu Ahmet.

Sadık oğlu Mehmet.

Sadık oğlu Mustafa.

Abbas oğlu  Hasan.

Koca Ali oğlu Ali

Keçe oğlu Bekir

Kara Osman oğlu Hüseyin

Kasım oğlu Hüseyin

Emir oğlu Hasan

Çıtak oğlu Hüseyin

Murat oğlu Süleyman

Veli oğlu Satılmış

 

Not: Kayıt belgesinin  Osmanlıca  orijinal fotokopisi  bendedir. Ayrıca bu belgede kişilerin arazileri, hayvanları ve meslekleri de yazılıdır.

TULUHLAR

            Köyümüzdeki bu kabileyle ilgili herhangi bir  yazılı belgeye rastlanmadı. Sadece ağızdan ağıza anlatıla gelen bilgiler mevcut. Buna göre ne zaman ve kim tarafından buraya yerleştikleri belli değildir. Anlatıma göre; bu kabile ilk defa köye yerleşenler olduğu için detaylı bilgiler yoktur. İnsanlarının kısa boylu ve hafif şişmanca olmalarından dolayı bu lakapla anılır olmuşlardır. Eskilerde soyadı olmadığı içindir ki insanlarımız dahi bir lakapla anılmıştır. Bunlar; şuan ki köyümüzün güney kesimindeki en uç noktasında, mezarlara bakan burunun duldasına yerleşmişlerdir. O zaman birkaç evden ibaretmiş. Burada yaşamalarını sürdürürken bunların yanına tanımadıkları birkaç hane daha gelir, bunlar da Muratoğullarıdır.

MURATOĞULLARI

            Tüm araştırmalara rağmen bu kabile ile ilgili herhangi bir yazılı belge bulunamadı. Eldeki bilgiler ise sadece anlatıma daya- lıdır. Tarihi bilinmeyen bir zamanda  bu kabile gelip, köyümüzün ilk yerlileriyle birlikte oturup yaşamaya başlarlar. Denildiğine göre yine yerleşim yerinin bir adı yoktur. Eşkiyalardan korunmak için köyün güneyindeki derede yaşarlarken bu sefer de az bir guruptan oluşan Demirciler kabilesi gelir buraya. Bu yerleşim yeri artık büyümeye ve bir köy görünümünü almaya başlar.

DEMİRCİLER

Bir Salmanlı Obası olan Demirciler, Salmanlı oymağındandır. Salmanlı Aşireti, Şah Hatayi’nin ordusunda demircilik görevini yaptığından bu aşirete “Demirciler” de denmektedir .[1]

Söylentiye göre; Pazarcık yöresindeki Demircilerin, Çorum, Çankırı ve Yozgat’taki Salmanlı (Selmanlı, daha sonraki söylem adıyla Selamlı) topluluğundan kopma olduğu sanılmaktadır. Demirciler, Şeyh İbrahim-î Dede Ocağı’na bağlıdırlar. Anlatılanlara göre, Selmanlı’nın Demirciler kolu Horasan’dan Cenefer Dede başkanlığında İç Anadolu’ya gelmişlerdir. Önceleri Çorum ve Tokat toprakları üzerine yerleşirler. Demircilikle uğraşan bu oymakla derebeyler çok uğraşırlar. Demirciler derebeylerin reisini öldürürler. Devlet ricali bunun üzerine aşiret başkanı çok kan akmasından çekindiği için Lek Mustafa ve üç oğlunu Antep-Maraş’a, Aydın-Balıkesir’e, diğerini de Bingöl yöresine yerleştirir. Aşiretin çoğunluğu önceki yerleşim yerlerinde yaşamasını sürdürürler.[2]  Safeviler’deki Demirciler ise, Dulkadirli grubunda yer alan oymaklardandır. Şah Abbas zamanında Fars beylerbeyi Bünyad Beğ bu oymaktandır.[3]    

 Başka bir kaynakta  Demirciler hakkında şu bilgiler verilmek tedir; Demirci topluluğunun ilk yurdu, Viranşehir ve Bismil kırsalında, Alevi erenlerin kışlak köylerinin yoğun olduğu yöredeydi. Kısacası, bir Salmanlı obası olan Demirci, bağlı olduğu oymak gibi Mardin ve Diyarbakır kökenlidir.

Diğer bir kaynakta ise  Salmanlılar’ın Dulkadiroğulları’nın Çepni Boyu’na bağlı olduğu belirtilir.[4]

 16. yüzyılda Demirci obasının Anadolu’daki yurtları Dulkadir Devleti topraklarındaydı. [5]

Bu yazılı kaynaktan anlaşıldığına göre Demirciler kabilesi; Salmanlı (Selmanlı/Selamlı) Oymağı’na, Salmanlı Oymağı da en geniş olan Mamalı Aşireti’ne bağlı Bayat Türkmenleri’ndendir. O tarihlerde yöremiz ve civarı Dulkadiroğlu Beyliği’ne bağlıdır. Dulkadiroğlu Beyliği ise Kızılırmak’ın doğusundan başlayan sınırlarıyla Kastamonu, Tokat, Erzincan, Muş, Diyarbakır, Maraş, Adana ve Mersin illerini kapsayan geniş bir yerde hüküm sürmüştür.

Bu Demirciler Kabilesi’nin köyümüze gelişiyle ilgili  kesin tarihi bilgi yoktur. 1696’da fermanla yerleştirilen Mamalı-Selmanlı Aşireti’nin yerleştirildiği zamana denk gelse gerektir. Demirciler’in Salmanlılar’dan, Salmanlılar’ın da Mamalılar’dan koptuğuna dair belgeler mevcuttur. Bundan dolayıdır ki yerleştikleri yere aşireterinin adı olan Salmanlı (Selamlı) adını koymakta bir sorun çıkarmazlar. İkisi de aynı aşiretin mensuplarından olduğundan dolayıdır.[6] 

GÖDEOMARLAR

Köyümüzün en kalabalık kabilesini oluşturan Gödeomarlar kendilerini “Salihoğulları” lakabıyla anarlar. Kesin belli olmamakla beraber bu kabilenin 16. yüzyıl civarında geldikleri söylenmektedir. Çankırı’nın (Kengiri) Basdah Köyü’nden gelen Salihoğulları, o zamanlar başlarında Osman, İbrahim ve Hüseyin Efendi  adında kabile reisleriyle köyümüze yerleşirler. Sebebi bilinmeyen bir nedenle kavga sonucu Basdah Köyü’nü boşaltırlar. Halen orada bu kabilenin birinci dereceden değil ama uzaktan olan akrabaları bulunmaktadır. Osmanlı arşivlerinde ulaştığım Basdah Köyü’ne ait belgelerde ise; Salihoğulları’na dair hiçbir bilgiye rastlayamadım. Orada sorduğum yetkililer ise bana “bu kayıtların yapıldığı tarihten önce senin sülalen hep birlikte o köyden göçmüş olabilirler” demişlerdi. Arşivlerde gördüğüm belgede o zamanları Basdah Köyü’nü; Bolu Eyaleti, Kastamonu Kazası, Kengiri Sancağı, Kalacık (Kalecik) Nahiyesi’ne bağlı bir karye (köy) olarak göstermektedir. Bu kabile içinden daha itibarlı olan Ömer Ağa adlı kişinin çok kısa boylu oluşundan dolayı göde (kısa, yere yakın, güdük) lakabıyla anılmasından dolayı bu isim verilmiş olsa gerek. Basdah’da olan bu Ömer Ağadan gelen Salih’in oğulları, bilinemeyen bir köy kavgası sonucu köylerini terk ederek başka diyarlara göç etmişlerdir. İşte bu göçle gelen Salihoğulları koluna mensup bu insanlar, büyük dede- lerinin anısına Gödeomarlar lakabıyla anılır olmuşlardır.

İşte bu kabilenin Mamalı-Selamlı Aşireti’nin Salihoğulları kolundan olduğu sanılmaktaktadır.[7]

Osmanlı kayıtlarında, 1696 yılında Mamalı Oymağı’nın iskânı için Sorgun’da düzenlenen bir tutanakta, “oymağa bağlı Salmanlı topluluğu Mamalı Türkmenleri’ndendir ve Bozok Sancağı’na iskân edilmişlerdir” bilgisi geçmektedir. O tarihlerde Bozok Sancağı’nın toprakları Çankırı’nın bir kısmı, İskilip, Kalacık ve Maden (Keskin) bölgelerini de kapsamaktaydı.

LAZLAR

Köyümüzün kabilelerinden olan Lazlar’ın tarihi seyri riva-yete göre şöyledir. Kafkas kavimlerinden olan bu kavimler, bize gelen bilgilere göre nedeni bilinmemekle birlikte, belli olmayan bir tarihte Hopa’ya, Hopa’dan da  hareket ederek bir süreliğine de olsa Trabzon’un Çaykara bölgesine  yerleşirler. Çevre kabilelerle geçim- sizlik yüzünden iç bölgelere doğru hareket edip İnağızlı Köyü’nün bulunduğu yere gelerek oraya konarlar. Orada da sıkça yapılan kavgalar sonucu birkaç kişi hariç, diğerleri Ağaylı Köyü’ne yerleşir- ler. Bu köyde de barınamayan bu kavim şimdiki köyümüzün bulun- duğu yere iki kardeş (Ağa ve Sadık) gelip ikamet ederler. Bu kadar göçler sonucu bıkıp usanan aile büyükleri artık sorunsuz bir yaşamı tercih ettiklerinden bu yerleşim yerinde kalıcı olurlar. Zaman içeri- sinde diğer kabilelerle kaynaşarak günümüze değin gelirler. Köye en son gelen bu kabile ile ilgili yazılı bir belgeye rastlanmadı. Bu bilgiler büyüklerin anlattıkları  şifahi söylentilerdir.

Aşağıya aktardığımız bilgiler ise; bu kabilenin kimliği ve yöresi hakkında detaylı ve akademik sonuçlar aktarması bakımından önemlidir. Şurası bir gerçektir ki Doğu Karadeniz yöresinde yaşayan tüm insan topluluklarına o günde bu günde halkımız “Laz” kelime- sini kullanmışlardır. Oysa Lazların kendine  özgü bir kültürü, dili,  yaşam tarzı ve lehçesi vardır.

Lazlar hakkında, gerek popüler düzeyde gerekse yazılı metinler (resmi metinler, akademik çalışmalar, araştırma niteliğin-deki eserler vs.) düzeyinde ciddi bir yanlış bilgilenme olduğu görül- mektedir. Daha açık bir ifadeyle, Laz terimiyle neyin kastedildiğine ve dolayısıyla Lazların kim olduğuna dair birçok farklı nedenden kaynaklanan ve bir akademik çalışmada göz ardı edilemeyecek dere- cede önemli bir karışıklık mevcuttur. Lazların kim olduğunu ve dolayısıyla da kim olmadıklarını anlamak için ilk olarak Laz terimine yüklenen anlamları gözden geçirmek gerekir.

Laz teriminin içeriğine dair karışıklık, bir ölçüde Lazlara dair tarihsel bilgilerimizin eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Laz terimi, yabancılar için Pont (Karadeniz) halklarını topluca ifade eden bir terim iken, o yörede yaşayanlar tarafından da tamamen Bizanslaşmış, Grekçe konuşan Pontiklerden ayırt etmek üzere, yeterli derecede Bi -zans kültürü almamış Lazları işaret etmekteydi.  

Anadolu’da, Laz terimi, Karadeniz bölgesinde yaşayan bütün grupları ifade eden ortak bir addır.

Bu itibarla Lazlar dilsel olarak Kafkasya’ya, kültürel olarak daha çok Doğu Karadeniz kültür alanına aittirler. 

Lazların, diğer halklarla aralarındaki kültürel farklılıklarına dair dil, kültür, gerekse tarihsel olarak farklı bir etnik grup oldu- ğudur.



[1]           Kamışlı’nın tarihi- Gürani Doğan

[2]           Hatice Emel Aşa-Yeni Avrasya Dergisi-Mart,Nisan 2000

[3]           Firdevsi’nin  Şehnamesi

[4]           İsmail Uçakçı - Çorum, Yozgat, Kırıkale Yöresi Oğuzları

[5]           Refet Yinanç-Maraş Tahrir Defteri sh:573

[6]           Dünden Bugüne Dulkadiroğulları /A.  Dulkadiroğlu, sh: 21,64,100

[7]           Dünden Bugüne Dulkadiroğulları /A.  Dulkadiroğlu, sh: 21,64,100 

 

Sadece üyeler yorum yazabilir. Yorum yazabilmek için giriş yapın ya da kayıt olun.

KULLANICI GİRİŞİ



KİMLER ÇEVRİMİÇİ

Şu anda 27 konuk çevrimiçi

İSTATİSTİKLER

Üyeler : 201
İçerik : 280
Web Bağlantıları : 6
İçerik Tıklama Görünümü : 382793
Template Design ah-68 | Copyright © 2014 by selamli.com | Yönetici